Ankara’nın idare ve hukukla kurduğu ilişki, en nihayetinde bir yaşama biçimi üretmiştir. Bu şehirde düzen, bir hedef değil; bir sonuçtur. İnsanlar kurallara uymak için yaşamaz, yaşadıkları için kurallara ihtiyaç duyarlar. Ankara’nın farkı, bu ihtiyacı abartmamasında yatar. Ne kuralsızlığa övgü vardır ne de kurala tapınma.
Burada düzen, hayatın önüne geçmez. Hayatı sıkıştırmaz, boğmaz. Aksine, ona bir çerçeve çizer. Bu çerçeve çok kalın değildir; ama nettir. İnsanlar nerede duracaklarını bilirler. Bilmek, Ankara’da çoğu zaman söylenenden daha önemlidir. Çünkü bu şehir, uzun uzun anlatmayı sevmez. Sezdirir.
Ankara’da idare, bu sezdirme sanatını öğrenmiştir. Yönetmek, burada sürekli müdahale etmek anlamına gelmez. Gerektiğinde geri çekilmeyi, gerektiğinde görünmez olmayı bilmek gerekir. Ankara’nın idaresi, tam da bu geri çekilme bilgisiyle ayakta kalmıştır. Her şeyi düzenlemeye çalışan şehirler yorulur. Ankara, yorulmamayı seçmiştir.
Hukuk da bu tercihin bir parçasıdır. Hukuk, burada bir korku makinesi değildir. İnsanları hizaya sokmak için değil, taşkınlığı önlemek için vardır. Taşkınlık, Ankara’nın sevmediği bir şeydir. Aşırılık, bu şehirde uzun süre barınamaz. Ya törpülenir ya dışarı itilir. Bu refleks, yazılı metinlerden önce oluşmuştur.
Bu yüzden Ankara’da düzen, bir üst akıl ürünü gibi durmaz. Daha çok, yıllar içinde edinilmiş bir şehir terbiyesi gibidir. Bu terbiye, insanı ağırlaştırır ama köreltmez. Yavaşlatır ama durdurmaz. Ankara’nın ağır havası, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu ağırlık, hantallık değil; yük taşıma alışkanlığıdır.
Yük taşıyan şehirler sessiz olur. Çünkü bağırmak, yükü düşürür. Ankara, bağırmamayı öğrenmiştir. İdare ederken de, hukuk işletirken de… Bu sessizlik, pasiflik değildir. Aksine, kendine güvenin işaretidir. Kendine güvenen şehir, sesini yükseltmez.
Ankara’nın merkez olma kapasitesi, işte bu yönetme terbiyesinden beslenir. Ekonomisi dengelidir, toplumsal yapısı sakindir, şehir dokusu ölçülüdür; ama bunların hepsini bir arada tutan şey, idare ve hukukla kurulan bu sakin ilişkidir. Bu ilişki bozulmadığı sürece Ankara da bozulmaz.
Sonuç olarak Ankara’yı anlamak isteyen, yalnız tarihine ya da kurumlarına bakmamalıdır. Şehrin nasıl sustuğuna, nerede durduğuna, ne zaman geri çekildiğine bakmalıdır. Çünkü Ankara’nın asıl dili, yüksek sesle konuşmaz. O, düzenle yaşar.
Ve bu yaşam biçimi, onu merkez yapan en güçlü damardır.