Bir şehrin mimarisi yalnız binalarda okunmaz. Asıl metin, sokakta yazılır. Ankara’nın estetiği de en çok sokakta kendini ele verir. Bu sokaklar genişlikleriyle övünmez, doğruluklarıyla dikkat çekmez. Ama insanı yormaz. Ankara sokağı, acele ettirmez; yürütür. Bu yürüyüş hâli, şehrin estetik anlayışının en sahici göstergesidir.
Ankara’da meydan, bir güç sahnesi değildir. İnsanları küçülten, kalabalığı ezen boşluklar pek görülmez. Meydanlar, daha çok toplanma ihtiyacına cevap verir. İnsanlar burada durur, bekler, geçer. Meydan, hayatın akışına engel olmaz. Ankara’nın şehir estetiği, işte bu engel olmama ilkesine dayanır.
Sokakla yapı arasındaki ilişki de bu ilkeyi besler. Yapılar sokağı yutmaz; sokak yapıyı boğmaz. Birbirini tanırlar, sınırlarını bilirler. Bu sınır bilgisi, estetiğin görünmeyen ayağıdır. Ankara’da sınır, yasak gibi değil; ölçü gibi çalışır. Ölçü, estetikten önce gelir.
Bu yüzden Ankara’da şehir manzarası, ilk bakışta etkileyici olmayabilir. Şehir, kendini hemen sevdirmek istemez. Ama zamanla alışılır, hatta bağlanılır. Çünkü estetik burada bir çarpma etkisi yaratmaz; yerleşir. Yerleşen güzellik, geçici değildir. Ankara’nın mimari estetiği, tam da bu kalıcılık üzerinden anlam kazanır.
Şehir estetiğinin bir diğer unsuru, boşlukla kurulan ilişkidir. Ankara, her alanı doldurma telaşı yaşamamıştır. Boşluk, burada bir eksiklik sayılmaz. Aksine, nefes alanıdır. Avlular, aralıklar, geçişler… Hepsi şehirde durma imkânı üretir. İnsan, Ankara’da yalnız hareket etmez; durur da. Bu durma hâli, estetiğin parçasıdır.
Bu estetik anlayış, şehrin değişim dönemlerinde de kendini korur. Yeni yapılar, eskileri tamamen silmez. Ankara’da yeni olan, eskisiyle konuşmak zorundadır. Konuşamayan yapı, yabancı kalır. Yabancı kalan ise uzun süre dayanamaz. Şehir, kendine uymayanı zamanla dışarı iter. Bu sessiz eleme, Ankara’nın estetik refleksidir.
Ankara’nın sokakları, bu yüzden anlatımcıdır. Bir dönemi tek başına temsil etmez; birikimi gösterir. Taş üstüne taş eklenmiştir; ama önceki taş sökülmemiştir. Bu katmanlı yapı, estetiği derinleştirir. Derinlik, Ankara’da gösterişten daha değerlidir.
Şehir estetiği, burada bir uzmanlık alanı değil; yaşama biçimidir. İnsanlar, şehrin nasıl görünmesi gerektiğini tartışmaz; içinde nasıl yaşanacağını bilir. Bu bilgi, teorik değildir. Gündeliktir. Ankara’nın estetik gücü, bu gündelik bilgiden beslenir.
Sonuçta Ankara’nın mimari estetiği, bağıran bir güzellik sunmaz. Ama güven veren bir bütünlük üretir. İnsan, bu şehirde kaybolmaz. Göz yorulmaz, adım şaşmaz. Estetik, burada yön gösterir.
Ankara’da güzellik,
gözle değil, alışkanlıkla fark edilir.