MENÜ
Ankara 11°
Ankara Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
GELENLER, KALANLAR VE ŞEHRİN SABRI
Talat Paşa Aydemir
YAZARLAR
14 Mayıs 2025 Çarşamba

GELENLER, KALANLAR VE ŞEHRİN SABRI

Ankara’nın insan hikâyesini özel kılan şey, göçün burada bir telaşa dönüşmemesidir. Pek çok şehir, göçle birlikte kabuk değiştirir; ses yükselir, ritim bozulur, eski ile yeni arasında sert çatışmalar yaşanır. Ankara ise göçü bir sarsıntı olarak değil, yavaş bir genişleme olarak yaşar. Gelen insan, şehrin merkezine çarparak değil; kenarından tutunarak dâhil olur.

Bu tutunma hâli, Ankara’nın sabrını gerektirir. Şehir sabırlıdır; ama bu sabır, her şeye razı olmak değildir. Ankara, geleni hemen kabul etmez. Onu izler, tartar, bekler. Bu bekleme süresi, şehirle insan arasında sessiz bir anlaşma gibidir. Gelen, şehrin ritmine uyup uymayacağını gösterir; şehir de ona yer açıp açmayacağına karar verir.

Ankara’da kalmak, gelmekten daha zordur. Çünkü bu şehir, insanı tutmak için cazibe üretmez. Büyük vaatler, parlak hayaller sunmaz. Burada hayat, çoğu zaman olduğu kadardır. Fazlası nadirdir, eksiği de… Bu yüzden Ankara’da kalanlar, genellikle başka bir şehri hayal etmeyi bırakmış insanlardır. Hayal kurmazlar demek yanlış olur; ama hayallerini şehirle kavga ettirmezler.

Göçle gelen nüfus, Ankara’da zamanla sakinleşir. İlk yıllardaki hareketlilik, yerini ağırbaşlı bir rutine bırakır. Bu dönüşüm, şehrin insanı dönüştürme biçimidir. Ankara kimseyi zorla değiştirmez. Ama burada yaşamak, insanın sesini alçaltır, adımlarını yavaşlatır. Bu yavaşlama, körelme değil; yerleşme hâlidir.

Ankara’nın mahalleleri, bu yerleşmenin en önemli mekânlarıdır. Göçle gelen insan, önce mahallenin sessizliğine çarpar. Burada herkes birbirini tanıyor gibi görünür; ama kimse kimsenin hayatına aceleyle girmez. Bu mesafe, yeni gelen için bazen soğukluk gibi algılanır. Oysa bu mesafe, Ankara’nın kendini koruma biçimidir. Şehir, insanına alan bırakır.

Zamanla bu alan, bir tür güven üretir. İnsan, kimsenin hayatına karışmadığı ama kimsenin de tamamen kaybolmadığı bir düzene alışır. Ankara’da kaybolmak zordur. Şehir, kalabalık olsa bile takip edilebilen bir yerdir. Bu takip, kontrol değildir; farkında olma hâlidir. Kim nerede duruyor, kim ne yapıyor… Şehir bunu sezgisel olarak bilir.

Göçün Ankara’daki etkisi, bu yüzden dramatik değildir. Ne büyük çatışmalar ne keskin kopuşlar üretir. Şehir, geleni içine alırken kendi formunu da korur. Bu karşılıklı uyum, Ankara’nın insan dokusunu sağlamlaştırmıştır. Burada insanlar birbirine benzemek zorunda değildir; ama aynı ağırlığı taşımayı öğrenirler.

Ankara’nın demografik yapısı, bu nedenle ne tam anlamıyla kozmopolit ne de içine kapanıktır. Şehir, farklı kökenleri barındırır; ama onları bir vitrin malzemesine dönüştürmez. Kimlikler burada sessizdir. Öne çıkmak için bağırmak gerekmez. Hatta bağıran, kısa sürede yorulur.

Bu şehirde kalabalık olmak, gürültülü olmak demek değildir. Ankara kalabalığı, çoğu zaman kendi içine çekilmiş gibidir. Ama bu çekilme, kopuş değildir. İnsanlar, aynı havayı solur, aynı ritimde yürür, aynı yükü taşır. Bu ortaklık, Ankara’nın görünmeyen bağını oluşturur.

Ankara’yı taşıyan şey, işte bu insan tipidir:
Gösterişsiz, sabırlı, yük taşımaya razı…
Şehir, bu insanla ayakta kalır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Ankara Gazetesi