MENÜ
Ankara 31°
Ankara Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Göbeğin ne suçu var?
Dilek Yılmaz
YAZARLAR
1 Temmuz 2026 Çarşamba

Göbeğin ne suçu var?

Biz garip bir milletiz...

Her konuda bilirkişiyiz.

Futbolda teknik direktör...
Depremde jeolog...
Dış politikada büyükelçi...
Beslenmede profesör...

Birini kilolu görünce de teşhisi koyarız:

"Boğazını tutsun."

Tamam...

Bu kadar kolaydıysa dünyada neden milyarlarca insan fazla kilolu?

Neden en gelişmiş ülkeler bile obeziteyle mücadele ediyor?

Neden her yıl milyarlarca dolar harcanıyor?

Çünkü mesele sandığımız kadar basit değil.

Yıllardır insanlara aynı masal anlatıldı:

"Az ye, çok hareket et."

Sanki insan bedeni hesap makinesi...

Eksi beş yüz kalori...
Artı üç yüz kalori...

Hop...

Kilo gidecek.

Gitmiyor işte.

Gitseydi dünyanın yarısı zayıf olurdu.

Şimdi bilim insanları yıllardır bildikleri ama yeterince anlatamadıkları bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:

İnsülin...

Şu meşhur hormon.

Hani bize okulda "şekeri hücreye sokar" diye öğretilen.

Meğer sadece o değilmiş.

Aynı zamanda yağ deposunun bekçisiymiş.

Kapıda duran güvenlik görevlisi gibi...

"Yakmak yasak."

"Depolamaya devam."

"Yağ dışarı çıkamaz."

Emri veriyormuş.

Siz de şaşkın şaşkın tartıya bakıyorsunuz.

"Ben bu kadar yemiyorum ki..."

Haklı olabilirsiniz.

Çünkü mesele sadece ne kadar yediğiniz değil.

Vücudunuzun yediğinize ne yaptığı.

Sabah şekerli kahvaltı...

Bir saat sonra çay yanında simit...

Öğlene doğru bisküvi...

Öğlen pilav...

İkindi poğaça...

Akşam tatlı...

Gece meyve...

Vücut durmadan insülin salgılıyor.

Durmadan.

Durmadan.

Durmadan.

Sonra dönüp aynaya bakıyoruz:

"Bu göbek nereden çıktı?"

Mars'tan gelmedi.

Biz yaptık.

Ama sadece lokmalarla değil.

Alışkanlıklarla...

Reklamlarla...

Market raflarıyla...

Endüstriyel gıdalarla...

Modern hayatla...

Bakın etrafınıza...

Dedelerimiz günde üç öğün yerdi.

Şimdi insanlar günde sekiz-on kez bir şey atıştırıyor.

Ağız kapanmıyor.

Mide hiç dinlenmiyor.

İnsülin hiç susmuyor.

Sonra suçlu kim?

Göbek...

Zavallı göbek.

Herkes ona kızıyor.

Kimse arkasındaki sistemi sorgulamıyor.

Bir de şu "iradesizlik" meselesi var.

En sevdiğim klişe...

Kilolu gördün mü yapıştır:

"İradesiz."

Ne kadar kolay.

Ne kadar rahat.

Sanki herkes aynı genetik mirasa sahip...

Aynı hormonlarla yaşıyor...

Aynı stresi çekiyor...

Aynı uykuyu uyuyor...

Aynı mahallede yürüyor...

Aynı yiyeceklere ulaşıyor...

Kolay olan insanı suçlamaktır.

Zor olan biyolojiyi anlamaktır.

Bilim bugün bize şunu söylüyor:

Şişmanlık sadece ağızla ilgili değildir.

Beyinle ilgilidir.

Hormonlarla ilgilidir.

Uykuyla ilgilidir.

Kaslarla ilgilidir.

Stresle ilgilidir.

Karaciğerle ilgilidir.

Yani insanın tamamıyla ilgilidir.

Elbette kalori önemlidir.

Kimse fiziği iptal etmedi.

Ama her şeyi kaloriye indirgemek de dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr etmek kadar anlamsız hale geliyor.

Çünkü insan bedeninde mutfağın patronu sadece kalori değildir.

Hormonlar da vardır.

Ve o hormonların arasında en yüksek sesle konuşanlardan biri insülindir.

O yüzden mesele sadece daha az yemek değildir.

Daha akıllıca yemektir.

Daha çok yürümektir.

Kas yapmaktır.

Uyumaktır.

Şekeri azaltmaktır.

Atıştırmayı azaltmaktır.

Bel çevresine bakmaktır.

Karaciğere bakmaktır.

Kas gücüne bakmaktır.

Kısacası tartının gösterdiği rakamdan daha fazlasını görmektir.

Çünkü bazen aynadaki göbek...

İradesizliğin değil...

Yıllardır susmadan bağıran bir insülinin eseridir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Ankara Gazetesi