Aydemir, Diderot’nun yeni sabahlıkla başlayan değişimini siyasette makam, imkân ve hayat standardı arasındaki ilişkinin çarpıcı bir örneği olarak değerlendirdi.
Ayrancı Gençlik Platformu’nda gençlerle bir araya gelen önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, 18. yüzyıl Fransız düşünürü Denis Diderot’nun yeni bir sabahlıkla başlayan ve zamanla bütün çalışma ortamını değiştirmesine uzanan tecrübesini anlattı. Aydemir, tüketim psikolojisinde daha sonra “Diderot Etkisi” adıyla kavramlaştırılan bu yaşanmışlığın siyaset açısından da üzerinde düşünülmesi gereken güçlü bir ikaz taşıdığını ifade etti.
Aydemir’in konuşmasında öne çıkan soru ise tüketim alışkanlıklarının çok ötesindeydi: İnsan sahip olduklarını mı yönetir, yoksa bir noktadan sonra sahip oldukları mı insanın hayatını yönetmeye başlar?
Aydemir, bu sorunun siyasetçi açısından daha büyük önem taşıdığını belirterek, makamla beraber gelen imkânların zaman içinde normalleşmesinin insanın ölçülerini değiştirebileceğine dikkat çekti.
“MAKAM GELİR, İNSANIN ESKİ ÖLÇÜLERİ KALABİLİYOR MU?”
Diderot’nun anlatısında yeni ve gösterişli bir sabahlık, çevresindeki eski eşyalarla uyumsuz görünmeye başlar. Bir eşyanın değişmesi diğerini, o da bir başkasını tetikler. Sonunda başlangıçta küçük görünen değişiklik, insanın bütün çevresini yeniden kurduğu bir zincire dönüşür.
Aydemir, siyaset bakımından asıl üzerinde durulması gereken noktanın tam burada başladığını kaydetti.
Siyasi göreve gelen bir insanın makam odası, araç, protokol, çevresindeki ilgi ve günlük hayatındaki kolaylıklarla karşılaşabileceğini hatırlatan Aydemir, bunların zamanla birer hak gibi algılanmasının siyasetçinin vatandaşla arasındaki mesafeyi fark ettirmeden büyütebileceğini değerlendirdi.
Aydemir, “Bir insanın hayatına yeni bir imkân girdiğinde peşinden başka beklentiler gelmeye başlıyorsa, siyasetçinin kendisine sürekli şu soruyu sorması gerekir: Ben mi makamı taşıyorum, makam mı beni değiştirmeye başladı? Bence Diderot’nun yaşadıklarından siyasete çıkarılabilecek en kıymetli derslerden biri budur.” dedi.
SİYASETİN GÖRÜNMEYEN SINAVI: NORMALLEŞEN İMTİYAZ
Aydemir, siyasi hayatın büyük ahlaki sınavlarının her zaman büyük hadiseler içinde ortaya çıkmadığını, kimi zaman küçük kabullerin zaman içerisinde yerleşmesiyle başladığını ifade etti.
Bir kolaylığın ikinci kolaylığı, bir ayrıcalığın daha yüksek bir hayat standardını, yeni hayat standardının ise giderek daha fazla beklentiyi doğurabileceğini belirten Aydemir, siyasetçinin bu zinciri erkenden fark etmesinin önem taşıdığını vurguladı.
“Diderot’nun sabahlığı burada benim için bir tüketim hikâyesinden daha geniş bir anlam taşıyor. Siyasetçi dün kendisi için lüks saydığı şeyi bugün makamın tabii sonucu, yarın ise vazgeçilmez hakkı gibi görmeye başlarsa asıl değişim eşyada yaşanmış olmaz; insanın ölçüsünde yaşanmış olur.” şeklinde konuştu.
Aydemir, kamusal görev üstlenen kişinin kendi hayatındaki değişimi zaman zaman geriye dönüp sorgulamasının bir öz denetim yöntemi olarak görülebileceğini ifade etti.
“DÜN NASIL YAŞIYORDUN?” SORUSU
Gençlere hitabında siyasi görevlerin geçiciliğine dikkat çeken Aydemir, kişinin makama gelmeden önceki hayatıyla makam dönemindeki hayatı arasındaki mesafenin yalnız ekonomik açıdan değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Aydemir, asıl meselenin insanın alışkanlıklarında, çevresiyle ilişkisinde ve kendisine biçtiği değerde meydana gelebilecek değişiklik olduğunu söyledi.
“Siyasetçiye zaman zaman ‘Dün nasıl yaşıyordun, bugün neleri vazgeçilmez kabul ediyorsun?’ diye sorulabilmeli. Daha önemlisi, siyasetçi bu soruyu kendi kendisine sorabilmeli. Çünkü insanın dışarıdan denetlenmesinden önce vicdanıyla kurduğu denetim vardır.” ifadelerini kullandı.
Bu yaklaşımın siyasette sade hayat tartışmasından ibaret görülmemesi gerektiğini kaydeden Aydemir, yüksek hayat standardına sahip olmanın tek başına bir ahlak ölçüsü oluşturmadığını, esas ölçünün kamu görevinin kişisel imtiyaz üretme aracına dönüşmemesi olduğunu dile getirdi.
MAKAMDAN SONRAKİ HAYAT TESTİ
Aydemir, Diderot örneğinin siyasete uyarlanmasında ikinci önemli alanın görev sona erdiğinde ortaya çıktığını belirtti.
Siyasetçinin görev sırasında ulaştığı imkânları kişisel hayatının kalıcı standardı olarak benimsemesinin, makam sonrasında ciddi bir savrulmaya yol açabileceğini ifade eden Aydemir, siyasi görevlerin başlangıcı kadar bitişinin de bir karakter sınavı olduğunu söyledi.
“Milletvekilliği, belediye başkanlığı, bakanlık veya herhangi bir kamu görevi insanın şahsi mülkü değildir. Görev bittiğinde insan kendi hayatına dönebilmeli. Makamdan ayrıldığı gün hayatının anlamını, itibarını ve değerini de kaybettiğini hissediyorsa orada makamla insan arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Aydemir, siyasetçinin itibarının kullandığı makam araçlarıyla, oturduğu koltukla veya etrafındaki protokolle ölçülemeyeceğini; kalıcı değerin görev sonrasında toplumda bırakılan güven ve hatırayla ortaya çıkacağını vurguladı.
“DİDEROT’NUN SABAHLIĞI SİYASETÇİYE TEMBİHAT OLMALI”
Diderot’nun yaşadığı tecrübenin yüzyılları aşan tarafının insan tabiatına ilişkin uyarısında bulunduğunu belirten Aydemir, yeni bir imkânın yeni ihtiyaçlar üretmesinin hayatın pek çok alanında görülebileceğini ifade etti.
Aydemir, “Ben bu hadiseyi her siyasetçinin başucunda bulunabilecek bir tembihat olarak görüyorum. Çünkü makamın insana sunduğu imkânların sonu yoktur; insanın kendi ölçüsünü koruyabilmesi ise irade ister. Bugün bir kolaylığı normal görürsünüz, yarın daha fazlasını beklersiniz. Sonra başlangıç noktanızla aranızdaki mesafeyi fark edemezsiniz.” dedi.
Siyasi görevin insana yeni bir kimlik kazandırmak yerine mevcut sorumluluğunu büyütmesi gerektiğini belirten Aydemir, genç siyasetçilere verilecek en önemli öğütlerden birinin “makamdan önceki insanı kaybetmemek” olduğunu söyledi.
Aydemir sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:
“Diderot’nun hikâyesinde bir sabahlık odayı değiştirdi. Siyasette ise bir makam insanın bütün hayatını değiştirebilir. Mesele makam sahibi olmak değildir; makamın sizin ihtiyaç tarifinizi, insanlarla ilişkinizi ve kendinize verdiğiniz değeri yönetmesine izin vermemektir. Siyasetçinin gerçek kudreti daha fazlasına ulaşabilmesinde değil, ulaşabildiği hâlde ölçüsünü koruyabilmesindedir.”