Şimdi efendim, havaalanı dediğiniz yer… Normalde insanların bilet kuyruğunda sıraya girdiği, valizin tekerini tıkır tıkır sürüklediği, duty free’den parfüm denediği, çocukların “ne zaman kalkacak bu uçak” diye sızlandığı bir mekândır. Ama konu Orta Doğu olunca… Havaalanı da biraz sert mizaçlı olur.
Misal… Dün İsrail uçakları kalktı, Suriye semalarında volta attı.
Bir el Şam’a, bir el Hama’ya.
Bombaları bıraktılar, birini T-4 üssüne, ötekini Barzeh bölgesine.
Sahi, Barzeh mi?
Hani şu “bilimsel araştırma merkezi” denilen, ama içinde deney tüpünden çok füze parçalarının olduğu bina.
İsrail basını rahat.
“Gözdağı verdik,” diyorlar.
Neyin gözü, hangi dağın dumanıysa artık…
Bir ülkede havaalanı bombalanıyor, ama o sırada biz neredeyiz?
Biz içerideyiz.
Ve içeride tam bir kermes havası var.
Kimi kola şişesini ters çevirip sosyal medyaya atıyor, kimi etiketten yürüyor.
Bazıları da sokak sokak gezip marketten hangisi daha millî diye raf analizi yapıyor.
Çünkü bizim boykot dediğimiz şey…
Gıdada başlıyor, siyasette bitiyor.
Ama dışarısı öyle mi?
Orada herkes kendi gökyüzünü koruyor.
Havaalanları gözetim altında, radarlar tetikte, planlar masada.
Çünkü gerçek siyaset orada yapılıyor.
Burada ise…
Gökten bomba yağsa, biz hâlâ “bu muhalefet neden kola içti” diye tartışıyoruz.
O sırada birileri, belki de son uçağa biniyor.
Son not:
Barzeh’e düşen bombanın tozunu biz içeride hâlâ silemedik.
Çünkü hâlâ “boykot” kelimesini heceleyip duruyoruz.
Yarın bir gün sıra bizim havaalanına gelirse…
Ne diyeceğiz, “biz etiketle meşguldük” mü?