Ankara Gazetesinin İsrail’in Suriye saldırısına ilişkin teknik araştırmalarını değerlendiren Aydemir, Türkiye’nin radar, füze ve hava platformlarında kurduğu yerli mimarinin caydırıcılığın niteliğini değiştirdiğini değerlendirdi.
Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, bölgedeki askeri hareketliliğin ve İsrail merkezli güvenlik tartışmalarının Türkiye açısından yalnızca uçakların teknik özellikleri üzerinden okunmasının eksik kalacağını belirtti. Aydemir, yeni dönemde belirleyici unsurun tek bir silahın üstünlüğünden çok, farklı sensörleri, komuta-kontrol altyapısını ve vurucu unsurları aynı savunma ağı içinde buluşturabilmek olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin son yıllarda radar teknolojileri, uzun menzilli hava savunması, savaş uçağı modernizasyonu ve insansız hava platformları üzerinde eş zamanlı ilerlemesini bu açıdan değerlendiren Aydemir, “Bir ülkenin güvenlik kapasitesini artık envanterindeki uçak veya füze sayısını tek başına sayarak ölçemezsiniz. Esas mesele, tehdidi ne kadar erken gördüğünüz, bilgiyi ne hızla işlediğiniz ve doğru unsura aktarabildiğinizdir” değerlendirmesinde bulundu.
Savunma Sanayii Başkanlığının resmi bilgilerine göre SİPER projesi; savaş uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları ve helikopterler gibi uzun menzil ve yüksek irtifadaki hedeflere karşı bölge hava savunması oluşturmayı amaçlıyor. Haziran 2026’da SİPER Ürün-2’nin manevra yapan bir hedefi başarıyla imha ettiği de resmi olarak açıklandı.
Aydemir, bu gelişmelerin Türkiye açısından en önemli sonucunun savunma teknolojisinde dışarıdan alınan platformlara bağımlılığın azaltılması olduğunu kaydetti. Radarın başka, füzenin başka, komuta sisteminin başka bir ülkeye bağımlı olduğu yapılarda siyasi krizlerin askeri kapasiteyi doğrudan etkileyebildiğini hatırlatan Aydemir, milli sistemler arasındaki entegrasyonun stratejik karar özgürlüğü oluşturduğunu dile getirdi.
GÖRÜNMEZLİK MUTLAK BİR KALKAN OLUŞTURMUYOR
Beşinci nesil savaş uçakları etrafında yürütülen tartışmalara da değinen Aydemir, düşük radar görünürlüğünün kamuoyunda zaman zaman mutlak görünmezlik şeklinde algılandığını belirtti. Stealth teknolojisinin temel avantajının uçağın radarlar tarafından tespit ve takip edilmesini güçleştirmek, böylece karşı tarafın reaksiyon süresini daraltmak olduğunu ifade eden Aydemir, hava savunmasının da buna karşı çoklu sensör ve ağ merkezli çalışma yönünde geliştiğine dikkat çekti.
Türkiye’nin bu alandaki yatırımlarının önemli parçalarından biri erken ihbar radarları. ASELSAN’ın yayımladığı bilgiler, ALP ailesindeki S-band erken ihbar radarlarında yüksek güç ihtiyacı nedeniyle GaN teknolojisinin kullanıldığını ve ALP-300G’nin ilk teslimatının gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Aydemir, “Buradaki kritik eşik bir hedefi radar ekranında görmekten ibaret olamaz. Tespit edilen bilginin sınıflandırılması, farklı kaynaklardan doğrulanması, takip verisine çevrilmesi ve uygun savunma unsurunun devreye sokulması gerekir. Modern hava savunmasının gerçek gücü bu zincirin hızında ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle F-35 gibi düşük görünürlüklü uçaklara ilişkin tartışmalarda “tespit edildi, dolayısıyla vurulur” biçimindeki kesin sonuçların teknik gerçekliği yeterince yansıtmadığını belirten Aydemir, tespit, hassas takip ve silah angajmanının birbirinden farklı aşamalar olduğunu vurguladı.
Kamuya açık resmi kaynaklarda, Türkiye’nin belirli bir radarının F-35’i belirli bir mesafeden kesin olarak tespit ettiği veya SİPER’in F-35’e karşı doğrulanmış bir angajman gerçekleştirdiği yönünde operasyonel test verisi bulunmuyor. Aydemir, bu nedenle savunma sanayiindeki gerçek başarıların doğrulanmamış teknik iddialarla büyütülmesine ihtiyaç bulunmadığını, açıklanan kabiliyetlerin başlı başına önemli olduğunu kaydetti.
MURAD İLE HAVA GÜCÜNDE YENİ EŞİK
Hava savunmasının diğer tarafında ise savaş uçakları ve insansız platformların sensör kapasitesi bulunuyor. ASELSAN’ın MURAD AESA radar ailesi F-16 modernizasyonuyla başlayan çalışmaların ardından farklı hava platformlarına yönelik geliştirildi. ASELSAN, MURAD 100-A’nın GaN çip teknolojisine dayandığını ve hava-hava hedeflerinin aranması, takibi ile mühimmat güdümü dahil çeşitli görevler için tasarlandığını bildiriyor.
Aydemir, F-16 ÖZGÜR modernizasyonu, MURAD radar ailesi, KIZILELMA ve uzun menzilli hava savunma projelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Savunma sanayii açısından en değerli aşama, bir cihaz üretmekten sistem kurabilmeye geçiştir. Türkiye radarını, hava platformunu, füzesini ve elektronik altyapısını aynı milli teknoloji ekosistemi içinde geliştirebildikçe kriz zamanlarında kendi kararını uygulayabilme kapasitesi de büyüyor” dedi.
SEÇİM SÖYLEMİ İLE GÜVENLİK POLİTİKASI AYRILMALI
Aydemir, bölgesel gerilimlerin iç siyasette kullanılmasının yeni bir durum olmadığını, ancak Türkiye’nin özellikle Doğu Akdeniz ve Suriye eksenindeki ağırlığının çevre ülkelerin siyasi tartışmalarında giderek daha fazla yer tuttuğunu değerlendirdi.
İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılacak seçim öncesinde Netanyahu’nun liderliği ve güvenlik politikaları seçim tartışmalarının önemli başlıkları arasında bulunuyor. Reuters’ın güncel değerlendirmeleri, Netanyahu’nun seçim sürecine koalisyon içi gerilimler ve seçmen desteğine ilişkin belirsizliklerle girdiğini gösteriyor.
Aydemir, Türkiye’ye yönelik siyasi söylemlerin bu iç politika şartlarından bağımsız okunmaması gerektiğini belirterek, askeri kapasitenin günlük siyasi polemiklerin ötesinde uzun vadeli bir devlet politikası olduğunu söyledi.
Türkiye’nin ihtiyacının bölgesel gerilimleri büyütmek yerine güçlü caydırıcılıkla hareket alanını genişletmek olduğunu kaydeden Aydemir, “Savunma sanayiinin başarısının ölçüsü savaş aramak olamaz. Güçlü savunma, karşı tarafa saldırının maliyetini hesaplatır; diplomasiye de arkasını dayayabileceği sağlam bir zemin kazandırır” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin geçmişte dışa bağımlı haberleşme ve silah sistemlerinin oluşturduğu sınırlamalardan önemli dersler çıkardığını belirten Aydemir, bugün gelinen aşamanın uzun soluklu mühendislik birikiminin sonucu olduğunu ifade etti.
Aydemir, önümüzdeki dönemde yarışın yalnızca daha uzun menzilli füze veya daha gelişmiş uçak üretmek üzerinden ilerlemeyeceğini; sensör füzyonu, elektronik harp, veri bağlantıları, yapay zekâ destekli karar sistemleri ve platformlar arası koordinasyonun savunma teknolojisinin merkezine yerleşeceğini kaydetti.
Türkiye açısından asıl kazanımın da burada bulunduğunu vurgulayan Aydemir, yerli savunma ekosisteminin geliştirilmesinin ülkeye hem askeri caydırıcılık hem de dış politikada daha geniş karar alanı sağlayacağını değerlendirdi.