Avrupa'nın yeni üretim stratejisini değerlendiren Aydemir, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve Türkiye'nin sanayi diplomasisinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa'nın sanayi politikalarında gündeme gelen yeni düzenlemeler, Türkiye'nin uluslararası ticaretteki konumu, ihracat pazarları ve üretim ilişkileri bakımından yeni bir değerlendirme sürecini beraberinde getiriyor. Fransa ve Almanya'nın Avrupa merkezli üretimi desteklemeye yönelik yaklaşımı, Türkiye'nin Avrupa sanayisiyle kurduğu köklü ekonomik ortaklığın geleceğini de yakından ilgilendiriyor.
Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Avrupa'da şekillenmekte olan yeni sanayi politikalarına ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye'nin ekonomik gücünü uluslararası müzakere süreçlerinde daha etkin kullanması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin Avrupa sanayisine uzun yıllardır üretim, tedarik ve yatırım alanlarında önemli katkılar sağladığını belirten Aydemir, yeni düzenlemelerin hazırlanması sürecinde bu karşılıklı ekonomik birikimin dikkate alınmasının önem taşıdığını ifade etti.
Aydemir, Avrupa'nın kendi sanayisini güçlendirmeye yönelik tercihlerini ekonomik rekabetin doğal bir sonucu olarak değerlendirdi. Türkiye'nin de bu süreçte üreticisinin haklarını koruyan, mevcut ortaklıklarını geliştiren ve yeni yatırım fırsatlarını değerlendiren güçlü bir ekonomi diplomasisi yürütmesi gerektiğini kaydetti.
TÜRKİYE AVRUPA SANAYİSİNİN GÜÇLÜ BİR ÜRETİM ORTAĞIDIR
Fransa ve Almanya'nın 16 Ekim'de üzerinde uzlaştığı belirtilen ve Made in Europe olarak ifade edilen sanayi yaklaşımının araştırma, tasarım, mühendislik ve üretim faaliyetlerinin Avrupa'da yoğunlaştırılmasını hedeflediğine dikkat çeken Aydemir, bu gelişmenin Türk sanayisi açısından yakından izlenmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin otomotiv, makine, beyaz eşya, tekstil ve çeşitli ara malı sektörlerinde Avrupa üretim sisteminin önemli bir parçası olduğunu hatırlatan Aydemir, mevcut ekonomik ortaklıkların karşılıklı kazanımlar temelinde geliştirilmesinin her iki tarafın da yararına olacağını belirtti.
Aydemir, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye, Avrupa sanayisi bakımından yılların emeğiyle oluşmuş bir üretim tecrübesine sahiptir. Türk işçisinin alın teri, mühendisinin bilgisi ve sanayicisinin yatırımlarıyla meydana gelen bu kapasite, Avrupa'daki birçok üretim faaliyetinin sürekliliğine katkı sağlamaktadır. Yeni sanayi düzenlemelerinde Türkiye'nin bu birikiminin hakkaniyetli biçimde değerlendirilmesi gerekir. Ülkemizin ekonomik ağırlığını ortaya koyan güçlü bir müzakere anlayışını esas almalıyız.”
Türkiye'nin coğrafi konumu, gelişmiş üretim altyapısı ve Avrupa pazarlarına yakınlığının önemli avantajlar sağladığını vurgulayan Aydemir, bu imkânların yeni teknolojilerle desteklenmesinin sanayinin rekabet gücünü artıracağını ifade etti.
GÜMRÜK BİRLİĞİNDE YENİ DÖNEMİN ŞARTLARI ELE ALINMALI
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği'nin ekonomik ilişkilerde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Aydemir, değişen dünya ticareti şartları karşısında mevcut düzenlemelerin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aydemir, Avrupa'nın sanayi desteklerinde ve kamu alımlarında uygulamaya koyabileceği yeni menşe ve üretim kriterlerinin Türk ihracatçıları bakımından doğurabileceği sonuçların önceden belirlenmesinin önem taşıdığını kaydetti.
“Gümrük Birliği'nin sağladığı ekonomik kazanımların korunması, üreticimizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Avrupa'da hazırlanacak yeni uygulamaların Türk sanayicisini hangi alanlarda etkileyeceği teknik düzeyde incelenmelidir. Türkiye'nin mevcut anlaşmalardan kaynaklanan hakları ve karşılıklı ekonomik menfaatler müzakere masasında güçlü biçimde savunulmalıdır.”
Aydemir, Türkiye'nin ticari ilişkilerinde öngörülebilirliğin artırılmasının yeni yatırımları teşvik edeceğini, özellikle uzun vadeli üretim planlaması yapan sanayi kuruluşlarının uluslararası düzenlemeler hakkında zamanında bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı.
AVRUPA İLE EKONOMİK İLİŞKİLERDE SOMUT HEDEFLER ÖNE ÇIKMALI
Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde güçlü bir diplomatik tecrübeye sahip olduğunu hatırlatan Aydemir, Avrupa Birliği ile yürütülen ekonomik temaslarda sektörlerin ihtiyaçlarına dayanan somut sonuçların hedeflenmesini önerdi.
Aydemir, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinin köklü bir ticaret geçmişine dayandığını, mevcut iş birliğinin geliştirilmesinin hem Türk hem de Avrupalı üreticilere önemli imkânlar sağlayabileceğini ifade etti.
Türkiye'nin dış politikasında millî menfaatleri önceleyen çok yönlü yaklaşımının ekonomik ilişkilerde de karşılık bulduğunu belirten Aydemir, Avrupa ile ticaretin geliştirilmesi ile Türk dünyası, Asya ve Afrika'daki yeni pazarların değerlendirilmesinin birbirini tamamlayan hedefler olduğunu söyledi.
“Türkiye'nin uluslararası ekonomik ilişkilerinde esas olan, millî menfaatlerimizi koruyarak karşılıklı kazanç sağlayan ortaklıkları büyütmektir. Avrupa ile güçlü üretim ilişkilerimiz bulunuyor. Bunun yanında Türk dünyasında, Asya'da ve Afrika'da gelişen ticari imkânlarımız var. Bütün bu ilişkileri birbirini destekleyen bir ekonomik güç haline getirebiliriz.”
SANAYİCİNİN ÖNÜNDEKİ BELİRSİZLİKLER AZALTILMALI
Avrupa'da yeni sanayi teşviklerinin gündeme gelmesinin özellikle ihracata yönelik üretim yapan işletmeler açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Aydemir, sanayi kuruluşlarının değişen şartlara hazırlanabilmesi için kamu ile özel sektör arasındaki bilgi paylaşımının güçlendirilmesini istedi.
İhracatçı birlikleri, ticaret ve sanayi odaları ile ilgili kamu kurumlarının Avrupa'daki yeni düzenleme hazırlıklarını birlikte değerlendirmesinin önemine değinen Aydemir, sektör bazında hazırlanacak etki analizlerinin karar alma süreçlerine katkı sağlayacağını belirtti.
Aydemir, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni teknik standartlara uyum, sertifikasyon ve üretim teknolojilerinin yenilenmesi konusunda desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
“Sanayicimiz yatırım kararını geleceğe güvenerek verir. Bir fabrikanın kapasitesini artırması, yeni istihdam oluşturması ve ihracat bağlantıları kurması belirli bir hazırlık dönemi gerektirir. Bu sebeple uluslararası ticarette meydana gelen değişiklikleri önceden değerlendirmek, işletmelerimize zaman kazandıracaktır. Türkiye'nin sanayi politikalarında bu hazırlık kabiliyetini güçlendirmeliyiz.”
YÜKSEK KATMA DEĞERLİ ÜRETİMDE YENİ HAMLE
Türkiye'nin sanayi geleceğinin teknolojik yenilenme ve yüksek katma değerli üretimle daha güçlü hale geleceğini belirten Aydemir, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ekonomik büyümedeki rolüne dikkat çekti.
Aydemir, Türk sanayisinin üretim kabiliyetinin uluslararası ölçekte kabul gördüğünü, bundan sonraki dönemde tasarım, patent, yazılım ve ileri mühendislik faaliyetlerinde daha büyük başarıların hedeflenmesi gerektiğini ifade etti.
Üniversiteler ile sanayi kuruluşları arasında geliştirilecek ortak projelerin, yerli teknoloji üretiminin artırılmasında önemli katkılar sağlayabileceğini belirten Aydemir, genç mühendislerin ve girişimcilerin desteklenmesini istedi.
Türkiye'nin yetişmiş insan gücünü daha etkin değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Aydemir, özellikle Anadolu'daki organize sanayi bölgelerinin teknolojik dönüşümünün yeni istihdam alanları oluşturabileceğini vurguladı.
TÜRKİYE'NİN ÜRETİM GÜCÜ MÜZAKERE GÜCÜNE DÖNÜŞMELİ
Küresel ticarette üretim merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye'nin kendi sanayi hedeflerini kararlılıkla sürdürmesi gerektiğini belirten Aydemir, Avrupa'daki gelişmelerin kapsamlı bir ekonomik hazırlık anlayışıyla ele alınmasını istedi.
Aydemir, Türkiye'nin sahip olduğu üretim kapasitesinin, ulaştırma imkânlarının ve yetişmiş insan gücünün uluslararası ekonomik ilişkilerde önemli bir karşılığı bulunduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin Türkiye'nin sanayi hedeflerine katkı sağlayacağını belirten Aydemir, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye, üretim yapan, teknoloji geliştiren ve dünya ticaretinde söz sahibi olma iradesini ortaya koyan güçlü bir ülkedir. Avrupa'nın yeni sanayi tercihleri karşısında kendi imkânlarımızı doğru değerlendirmeli, üreticimizin haklarını korumalı ve ekonomik ortaklıklarımızı daha ileri seviyelere taşımalıyız. Millî ekonomimizin gücü, uluslararası ilişkilerdeki etkinliğimizin de temel dayanaklarından biridir. Türkiye'nin birikimini, sanayi tecrübesini ve yetişmiş insan gücünü geleceğin büyük ekonomik imkânlarına dönüştürmek hepimizin ortak sorumluluğudur.”