MENÜ
Ankara 20°
Ankara Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Efkâr ve Herzeler
Metin BOŞNAK
YAZARLAR
13 Ocak 2014 Pazartesi

Efkâr ve Herzeler

Liberaller devleti küçültmeye çalıştılar.

Ancak küçülen milli devlet oldu, yabancı devletlerin payı arttı.

Liberallerin küçültülmesi üzerinde durmak lazım.

 

Uçaklardaki o uyarıyı hep anlamlı ve bencil bulmuşumdur: "Tehlike anında solunum maskesini önce kendiniz takın. Sonra çocuğunuza takın!"

 

Türkiye’de hepimiz kardeşiz.

Yusuf'ça kardeşliklerimiz vardır: kuyuda ayrı zindanda ayrı, sarayda ayrı! Ya Bünyamin'e ne oldu?

Yakup da biliyordu, Yusuf'a olacakları! Bir gömleği kokladı durdu öylece.

Ve Yakup kokuyla görendi!

 

Ya Yunus! Bir gemide bir Yunus, bir gemide bir asi!

Ya İbrahim bir an tereddüt etseydi ne olurdu?

İsmail'in gözünde bir an o bıçak parıldasa ve korkusuna kurban olsaydı?

Ya Hacer, zemzemden önce kendi isyanıyla fışkırsaydı!

Zaman vardır, isyan en büyük itaattir.

Zaman vardır, itaat isyanın en dehşetli halidir.

Gülmenin eşiğini aşınca ağlamaya başlamak da ondandır.

 

Var var olunca, yoktur.

Yok yok olunca, var olur zaten.

Hayat da öyle bir masal değil mi?

Bir varmış, bir yokmuş yaşamlarda anlatılır.

Sonra kitaplara geçer ve tarih olur.

 

Uyku da çeşit çeşittir.

Kış uykusu, uyku uykusu, algı uykusu, salgı uykusu, avcı uykusu ve av uykusu.

Ya uyanış neyedir?

 

Medeniyetler çatışması da öyle değil mi?

Medeniyetleri giyinen insanların çatışması...

Rönesans uyanışı ifade ediyordu, karanlık akşamlardan sonra.

Endülüs’te karanlık olmadığı için uyanış da olmamıştı.

 

Tarih, bugünü açıklamada işaret fişeğidir ancak.

T.S.Eliot buna “objective correlative” derdi.

Yoğruluruz bazen; sonra su çekilir içimizden, hamurumuza dönüşür lime lime.

Bir ara Agamemnon’u gördüm, bir dağın tepesinde.

Yanında biri vardı, belli belirsiz.

Sonra Agamemnon belli belirsiz oldu, hançer hançer çehresi.

Ve hayal meyaldı Aeneas, bir elinde oğlu, sırtında yaralı babası, yalpa yalpa çıkıyordu harabeler arasından.

Sonrasında gemiler yelken yelken Roma’ya doğru.

Dido ateşe atmıştı kendini dağın tepesinde.

Hamlet'in gördüğü hayalet gerçekti.

Ama gerçeklerin hayaletleştiği dünyada anlamı yoktu ki!

“Oh, my prophetic soul!”

 

Sezar'ı anlayan çoktur.

Ancak Brütüs'ü anlamaya çalışan olmadı.

Ya Roma Cumhuriyetlikten çıkar ve krallık olursa, diyordu Brütüs.

 

Gün iki kere ağarır; biri kazip, biri sadık olandır.

Gece düşünce düşmüştür sadece.

 

Menzili bilmeyen işaret parmağına takılır...

Neyse...
Ney'dir! Eyvallah!

Neyhanede sabahlamıştır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ankara Gazetesi